Madde ile Mânânın; Ruh ile Vücûdun; Akıl ile Zekânın Buluştuğu Adres
BUDA KİMDİR VE BUDİZM NEDİR - Abdülhakim ALTUNTOP - İSLAM ve BİLİM
* BUDA KİMDİR VE BUDİZM NEDİR?
* Buda, milattan tahminen 560 sene evvel, Hindistan’da Benares şehrinin 160 km
kuzeyinde Kapilavastu (Lumbini) köyünde doğmuştur. Asıl adı, Guatama veya
Gotama’dır. Buda ismi, ona sonradan verilmiş lakab olup, münevver (aydın),
ilhama kavuşan demektir.
* Buda bir insan, babası ise bir beyliğin hakimi idi.
Rivayete göre annesi çeşitli rüyalar görmüş, bunları babasına anlatmıştır.
Babası onun bir hükümdar veya ilhama kavuşan bir kimse olmasını istemediği için
sarayında muhafaza etmiş, fakat Buda 29 yaşında babasının sarayından kaçmış ve
bir ormanda inzivaya çekilerek şiddetli bir riyazet (açlık) çekmiştir. Riyazet
ile bir şey halledilemeyeceğini anlayarak, normal hayata dönmüş ve tefekküre
(düşünceye) dalmıştır.
* Nihayet 35 yaşında, Nerancara Nehri
kenarında bir incir (bo) ağacı altında oturup düşünürken, zihninin
aydınlandığını, ilhama kavuştuğunu söylemiştir. Böylece Guatama Buda olmuş, 80
yaşında ölünceye kadar fikir ve düşüncelerini yaymaya çalışmıştır. Buda, Brahma
itikadının (inanışının) bozulduğunu, puta tapmanın yanlış olduğunu söylemiş ve
putların kırılmasını emretmiştir. Onu dinleyenler, bu yeni düşüncelere hayran
oldular ve arkasından gittiler. Böylelikle Budistlik ismi verilen yeni bir din
meydana geldi. Buda, kendisinin ancak bir insan olduğunu söylüyor ve hiçbir
zaman ilahlık iddia etmiyordu. Fakat öldükten sonra, talebeleri onu
tanrılaştırarak namına mabetler (tapınaklar) kurmuşlar; heykellerini yaparak,
tapmaya başlamışlardır. Böylece, Budizmi putperestlik şekline sokmuşlardır.
* Budistlikte, yani budizmde, tanrı yoktur. Buda, bir nevi
tanrı yerine konulmaktadır. Bu tanrılaştırma yüzünden, geçen yüzyılın sonuna
kadar Buda, budistlerce tanrı zannediliyor ve dünya yüzünde yaşamadığına
inanılıyordu. Ancak, geçen asrın sonunda, onun doğduğu ve yaşadığı yerler
bulunduktan ve hayatı hakkında esaslı bilgiler elde edildikten sonra, bir insan
olduğu meydana çıktı.
*
Budizmde Dört Esas Vardır: 1-
Hayat, ıstırap ile doludur. Zevk ve sefa,
bir hayal, bir aldatıcı rüyadır. Doğum, ihtiyarlık, hastalık ve ölüm de acı bir
ıstıraptır. 2- Bu ıstıraplardan kurtuluşa mani olan şey, bilgisizlik
yüzünden kapıldığımız hevesler ve ne olursa olsun, muhakkak yaşamak arzumuzdur. 3- Istırabı yenmek için, bütün geçici heveslerle birlikte
muhakkak yaşamak arzusunu da terk etmek gerekir. 4- Yaşama hevesinin sönmesi ile, insan rahata kavuşur.
Bu hâle "Nirvana" ismi verilmektedir. Nirvana, hiçbir hevesi ve ihtirası olmayan
bir insanın, dünya zevklerinden elini çekerek kutsal istirahata kavuşması demektir.
* Buda, insanların saadete kavuşması için, 8 yol tavsiye
etmektedir. Bunlar; doğru itikat, doğru karar, doğru söz, doğru hareket, doğru
hayat, doğru çalışma, doğru tefekkür (düşünce), doğru muhakemedir.
* Buda, Brahma inanışındaki bütün sınıfları reddeder. Brahman sınıfının
otoritesini tanımaz ve onlara ayrı bir üstünlük vermez. Bütün insanları eşit
sayar ve onlara aynı hakları verir. Brahmanlardaki paryaları bağrına basar.
İnsanları kutsal varlık olarak kabul etmez. Aksine, insanların çok kusurları
olduğunu ve ancak aza kanaat ederek, kimseye fenalık yapmayarak, oruç tutarak,
bu günahlardan kurtulacaklarını telkin eder.
* Budistlerde böyle basit şartlar altında uzun zaman, oruç tutarak
yaşayanlar arasında nefisleri ayna gibi olarak, çeşitli hislerin meydana çıktığı
ve bunların insanı hayrete düşüren marifetler gösterdikleri, bir hakikattir.
Fakat, bu marifetlerin Hak din ile, Allahü teâlânın rızası ile hiçbir alakası
yoktur. Budistler, eğer Buda’nın felsefesine göre yaşarlarsa, ahlaklı olurlar.
Fakat, bunların ruhları bomboştur. Çünkü, Budizmde "Allah" akidesi (inancı)
bulunmamaktadır.
* Başta Allah inancının olmayışı sebebiyle Budizm bir din veya
inanç sistemi olmaktan ziyade, bu dünya hayatında insanın ulaşması gereken
anlayış olgunluklarını belli bir sistem dahilinde sunan bir felsefe akımıdır.
Nitekim, semavi dinlerin hepsinde mevcut olan temel unsurlar (Peygamber, kitap,
ahiret hayatı, mükafat ve mücâzât gibi) da yoktur. Buda’nın söylediği "dört
esas" ve saadete kavuşmak için tavsiye ettiği "8 yol", insanı beden, zihin ve
sinir sistemi olarak belli ölçüler içine getirerek o noktada bırakmakta,
bedenen, zihnen ve ruhen "ilerleyişi" sağlayamamaktadır.
* Buda’nın yolunda olan bazı Budist rahiplerinin muhtelif
hislere sahip olmaları ve diğer sıradan insanlarda bulunmayan marifetler
göstermeleri son derece basit ve sistemli bir hayatın uzun süre titizlikle
yaşanmasındandır. Ayrıca Buda’nın direktifleri ileri ve yüksek seviyeli bir
cemiyet hayatı için gereken muharrik telkinlerden fert ve cemiyetin
karşılaşabileceği meseleleri hâlledici teklif ve çözümlerden mahrumdur.
* Buda’nın fikirleri arasında yer alan kıymetli sözler
ve bilgiler, Hindistan’da çok eskiden yaşamış peygamberlerin dinlerinden
kalmıştır. Çinliler Budistlere Fo, Japonlar Lama, Sibiryalılar Şama derler.
**
**
[İbni Âbidîn, Mürted bâbında diyor ki,
(Beş sınıf kâfir vardır: Dehriyye, Seneviyye, Felâsife, Veseniyye ve Ehl-i kitâb.
İlk dördü kitâbsız kâfirdir. Ya’nî semâvî kitâbları yokdur. Bugün Hindistânda
yayılmış olan Berehmen ve bunun, mîlâddan 542 sene evvel ölmüş olan Budda
Gautama tarafından değişdirilmesi ile hâsıl olan Buda dinlerinde olanlar,
Vesenîdir, ya’nî putlara [heykellere] taparlar. Bu dinlerde, oradaki eski
Peygamberlerin kitâblarından, sözlerinden alınmış kıymetli bilgilerin bulunduğu
görülmekdedir. Berehmen ve Buda dinleri, hıristiyanlık dîni gibi, eski
Peygamberlerin “aleyhimüsselâm” bildirdiği, doğru dinlerin bozulmuş,
değişdirilmiş bir hâlidir. Mazher-i Cân-ı Cânân “kuddise sirruh”, ondördüncü
mektûbunda diyor ki, (Allahü teâlâ, insanları yaratdığı zemân, Birmîhâ [veyâ
Brahma] ismindeki bir melek vâsıtası ile, Hindistâna da, Bîd ve Vidâ isminde bir
kitâb gönderdi. Dört cüz’ idi. Âlimleri bu kitâbdan altı mezheb çıkardılar.
İnsanları dörde ayırdılar. Her sınıfına cûk dediler. Hepsi Allahın bir olduğuna,
insanları Onun yaratdığına, kıyâmet gününe, Cennete, Cehenneme ve tesavvufa
inanırlar. Uzun zemân sonra, başka Peygamberler gönderirdi. Bunlar hakkında,
kitâblarımızda, hiçbir bilgi yokdur. Sonradan bozuldular. Peygamberlerin ve
Evliyânın rûhlarını ve melekleri hâtırlatmak için heykeller yapdılar.
Şefâ’atlerine, yardımlarına kavuşmak için, bu heykellere secde etdiler [ise de,
(müşrik) değildirler. Ehl-i kitâb, ya’nî kitâblı kâfirdirler.] Arabistândaki
putperestler [ve hıristiyanlar], böyle değildir. Bunlar, putlarının hâlık,
yaratıcı olduklarına inanıyor. Herşeyi yalnız putlardan istiyorlar. Putlarına
ilâh diyerek secde ediyorlar. [Bunun için, (müşrik) oluyorlar.] Berehmenler ise,
hurmet, şefâ’at etmeleri için yalvarıyorlar. Bunun için, Muhammed
aleyhisselâmdan önceki Berehmenlerin bozulmuş olanları için de, kâfir diyemeyiz.
Fekat şimdi, dünyânın her yerindeki, her insanın Muhammed aleyhisselâma îmân
etmesi, ya’nî müslimân olması lâzımdır. Şimdi müslimân olmayana kâfirdir deriz.)
[Hindistânda bulunan (Sîh)ler, Baba Nanek isminde bir Hindûnun mezhebinde olan
kâfirlerdir. İslâmiyyeti ve Berehmen dinlerini karışdıran bu adam, 946 [m.
1539]da öldü.] Seyyid Şerîf-i Cürcânî “rahmetullahi aleyh”, (Şerh-i mevâkıf)
sonunda, üçüncü maksadda buyuruyor ki: (Muhammed aleyhisselâmın Peygamber
olduğuna inanmıyan kâfir olur. Bunlardan yehûdî ve nasârâ [hıristiyan], Berehmen
ve Budistler, başka Peygamberlere “salevâtullahi teâlâ ve teslîmâtühü aleyhim
ecma’în” inanıyor. Bunların getirdikleri ve sonradan bozulmuş olan kitâbları
okuyorlar. Bunlara tapınmıyorlar. Bunun için bu kâfirlere (Ehl-i kitâb) denir.
Dehriyye ise, Allahü teâlâya da inanmıyor. Herşey tabî’at kanûnları ile var
oluyor. Bir yaratıcı yokdur. Dehr, ya’nî zemân ilerledikce, herşey değişmekdedir
diyor). Mecûsîler, Senevîdir. Allahü teâlânın iki olduğuna, putperestler ise,
çok olduğuna inanıyor. Hepsi, müşrik, ya’nî kitâbsız kâfirdirler. Çünki, bir
Peygambere inanmıyor. Bir semâvî kitâb okumuyorlar. Komünistler, masonlar,
tanrısız kâfir olup, Dehriyye kısmındandır. Berehmen, Budist, Yehûdî ve
Hıristiyanlar, Ehl-i kitâb iken, zemânla, (müşrik) oluyorlar. Şimdi, yeryüzünde,
değişdirilmemiş bulunan hak din, yalnız Muhammed aleyhisselâmın getirdiği islâm
dînidir. Bu dînin, kıyâmete kadar bozulmıyacağını, doğru olarak kalacağını
Allahü teâlâ söz vermişdir.
**** **** **** **** **** ****
**** ****
* Türklere özgü bir Şamanlığın yaygın olduğu
dönemde Göktürk Kağanı To-Po Han’ın Budizm’i kabul etmesinin, bu dinin Türkler
arasında da yayılmasına neden olmuştur (Turan, 1994:103).
Budistler Buda’nın vaazlarının Pali-Kanon adlı bir
kitapta toplandığına ve 400 yıl kadar sözlü olarak kuşaktan kuşağa aktarıldığına
inanırlar. Budizm’in kutsal kitabı üç sepet anlamına gelen “Tripitaka veya
Tipitaka’dır”. Bu kitaplarda rahip ve rahibelerle ilgili kurallar, ayin
usulleri, beslenme, giyinme, Buda’nın hayatı, konuşmaları, vaazların yorumu,
Budizm felsefesi vb. ayrıntılı bir şekilde anlatılır.
Buda’nın öğretisinin başlıca özelliği; Buda’nın
aydınlanma sonucu bulmuş olduğu gerçekleri birer dogma olarak sunacak yerde
aydınlanma yöntemini öğretmeyi ve böylelikle yöntemi öğrenen kimselerin kendi
çabalarıyla bu gerçekleri kendilerinin bulup yaşantısal deneyimle
doğrulamalarını öngörmesi, Budalık yolunu herkese açık tutmasıdır. Buda’nın
yaşadığı dönemde Budizm bir din, Buda da bir peygamber değildi.
**** **** **** **** ****
**** **** **** **** ****
* * Budizm, bu iki kavramında tam
olarak ayrışmadığı ve her iki kavramın da tek tek karşılayamadığı inanışlara en
büyük örneklerden biridir. Budizm tanrı, peygamber, ruh ve öteki dünya gibi doğa
üstü inanışları içermediği için bizim anladığımız anlamda din ile tam olarak
örtüşmez iken bir bilgelik arayışı olduğu için felsefeye yakın durur.
*
*
* **** **** ****
**** **** **** ****
MEHAZLAR :
**
**
http://www.dinimizislam.com/
** Yeni Rehber Ansiklopedisi , C: 4 . Sh : 186 - 187
** Tam İlmihâl Seâdet-i Ebediyye
** Türklerde İslamiyet Öncesi İnanç Sistemleri - Öğretiler-Dinler - Prof. Dr. Erman ARTUN