Abdülhakim ALTUNTOP -- İSLAM ve BİLİM

Türklerin Tarihten Beri Kullandığı Alfabeler

     * Türkler de tarihlerinde birkaç din değiştirmişler, yeni bir dini kabulleriyle beraber, o dinin yazılı metinlerinin veya kutsal kitabının yazısını/alfabesini de kabul etmişlerdir. Bu alfabeler şunlardır: Göktürkçe, Uygurca, İslâm alfabesi, Latin alfabesi.
     Türkler, İslâmiyet’i seçmeleriyle birlikte kabul ederek kültür birikimlerini o yazıyla eserlere geçirdikleri alfabeyi (elifbâyı) 900 yıl kadar benimseyip kullanmışlardır. Bu yazıya, bazıları yanlış olarak “Arap yazısı” demektedir. Fakat, Kur’ân-ı Kerim’in sadece o yazıyla doğru olarak yazılabildiğinden ve bütün Müslümanların ortak yazısı olduğundan, bu yazı çeşidine Kur’an yazısı veya İslâm alfabesi denilmesi daha doğru olur. Türkler bu yazıyı öylesine benimseyip kabullenmişlerdi ki, bu yazıya Osmanlıca denmeye başlanmış, değişik stiller (hat, yazı çeşitleri) katarak, yazıyı daha da zenginleştirmişler, nâdîde hat ve hattatları kültür dünyasına kazandırmışlardı.
  
 Türkleri, İslâm kültüründen ve Kur’an’dan koparmak isteyen düşmanları, bunun yazı değişikliğiyle en kolay bir şekilde gerçekleşeceğini biliyorlardı. Bundan dolayı, Osmanlı Devletine akıl vererek Türklerin diğer kurum ve hayat tartında olduğu gibi, yazıda da Batıyı taklit etmesini tavsiye ve telkin ediyorlardı. Defalarca yetkililer tarafından reddedilmesine rağmen, sık sık Osmanlı devleti ve halkının yüzlerce senedir kullandığı alfabeyi atıp Batının yazısını kabul etmesini teklif etmişlerdi. Komünizm ihtilaliyle bile kendi yazısını değiştirmeyen Rusya, 1870 yıllarından itibaren defalarca elçiler göndererek Türkler için yeni Batı alfabe taslakları sunmuşlardır. Fakat, eski hayat tarzındaki bunca değişikliğe ve Batının nice bâtılına kapılarını açmakta tereddüt etmeyen son dönem Osmanlı yönetimi, yazısını/alfabesini değiştirecek kadar bir teslimiyete düşmemiş, bu teklifleri hep reddedebilmiştir.
    
  
   Latin Alfabesinin Kabulü:
   
Harf devriminden bu yana Türkçe konuşup yazan her insan, Atatürk devrimlerini benimsemeyen Müslümanlar dâhil, herkes (ilk zamanlar devlet zoruyla, sonraları artık çaresiz normal karşılayarak) Latin alfabesini kullanmaya ve giderek benimsemeye başlamıştır. Bu alfabeye bazıları Türk alfabesi demektedir. Bu, tümüyle yanlıştır. Çünkü ne eski Türkler böyle bir alfabe kullanmışlar, ne de bu alfabenin Türk ve Müslümanlarla bir ilgisi olmuştur. Bu yazı çeşidi Batılı ülkelerin kullanageldikleri bir alfabedir. Latin alfabesi, Batıyı her alanda taklit eden, eskiyle ve özellikle İslâm’la bağları kökünden koparmak için devrimler yapan yeni Türkiye Cumhuriyeti rejimince 1 Kasım 1928 tarihinde ve 1353 sayılı kanunla kabul ve tesbit edilmiştir. Bu kanuna göre Türk alfabesi olarak kabul edilen Latin alfabesinin Türkçe uygulamasında 29 harf vardır. Bu yazı sisteminde her ses için ayrı bir harf ve her harf için de yalnız bir ses ilkesi göz önünde tutulmuştur. 
  
Başka bir medeniyetin alfabesinin kabulü, o uygarlığa teslimiyetin bir sembolü kabul edilebilir; teslimiyetin ve onda erimenin bir göstergesi. Alfabe ve medeniyet değişikliği, tüm tarihin, kültürün, çağdaş insanı eskiye ve İslâm’a bağlayan nice köprülerin yıkılması anlamına gelir.
  
Evet, dünyada din değiştirmeksizin alfabe değiştiren tek kavim olarak Türkler gösterilmektedir. Harf devrimi ve diğer devrimlerle birlikte, ortak bir medeniyeti paylaştıkları tüm kavimlerden laiklik ve kurumlardaki kıyafet gibi birçok konuda farklı bir yol izlenmiştir. Tüm Arap ülkeleriyle birlikte, İranlılar, Hintliler, Afganlılar, Pakistanlılar, Malezya, Endonezya gibi ülkelerdeki Müslümanlardan, tüm Müslüman Afrikalılardan, onların medeniyetlerinden kesin çizgilerle farklılaşılmış; eski bağ ve ilişkilerin terk edilmesine, bir de yazı değişikliği gibi aşılması mümkün olmayan duvarlar örülmüştür. Ülkemiz, bunun yanında, Batılılar tarafından da sürekli dışlanmış, onların bu ülkeden şikâyetleri de bir türlü bitmek bilmemiştir.
  
Bu yazı değiştirmede gerekçe bellidir: Batı uygarlığına girmek, eskiyle bağları koparmak ve eski harflerin zorluğu, yeni harflerin kolaylığı.  
 
Yazıyı değiştirmekle, Batının teknik ve bilimsel gelişmelerine ne kadar ayak uydurduğumuz her zaman tartışılmış, ama Müslümanlarla, İslâmî eserlerle ve Kur’an’la bağımızın kolayca koptuğunu herkes rahatlıkla görebilir. Eski harflerin zorluğu ve yeni harflerin öğrenilmesinin kolaylığı ise tam bir yutturmaca ve aldatmacadan başka bir şey değildir.
  
Latin alfabesini kullanan ülkelerle yazı birliği oluşturup onların gelişmelerinden yararlanmak iddiasının gerçekliği ise çok götürmektedir. Öncelikle belirtelim ki, Batıdan alındığı halde, bu alfabe, Batının kullandıklarıyla bile tam uyum sağlamaktadır. A, e, ı, i gibi birçok harf Batıda değişik şekilde okunup seslendirilmektedir. Batıda kullanılan birçok harf, kullandığımız bu alfabede yer almamaktadır: Q (q), W (w), X (x) gibi. Yine, iki, hatta üç sesli harfin veya bir sesli bir sessiz harfin yan yana gelip değişik bir ses meydana getirmesinin Türk alfabesinde bulunmayışı gibi problemler söz konusudur. Ayrıca, kullandığımız bu alfabedeki birçok harfi, Batılı hiç tanımamaktadır: Ç, ğ, ö, ş, ü  gibi. Latin harflerinin Batıdaki kullanımında bu harflerin bilinmemesinden dolayı, bilgisayarlarda, özellikle internet üzerinden iletişimlerde bu harflerin yazımı büyük çapta problem olmaktadır. Batılılar nice harfi de bizdekinden çok değişik telaffuz etmektedir. Renault yazıp reno okumaktalar. Bizim Cek diye yazıp okuduğumuz ismi, onlar Jack diye yazmaktalar. Bu tür örnekleri çoğaltmak kolay. Söz gelimi bir Arap, eğer ille Latin alfabesiyle yazacaksa veya bir Batılı bir kelimeyi yazıya geçirecekse, Türklerin yazıya geçirdiğinden çok farklı olacaktır bu. Meselâ şeyh kelimesi shaıkh şeklinde yazılmakta, ama şeyh diye okunmakta…
  
  Devlet zoruyla da olsa, rejimin politikası gereği, okuma-yazma oranı Türkiye’de %90’ların üzerine çıkmış olabilir, ama halkın kültür seviyesi acaba nasıldır? Okuma-yazma bilenlerin kaçta kaçı acaba hayatta gazeteden başka bir eseri hiç okumamış, mektup yazmada bile zorlanıp dilekçelerini hep arzuhalcilere yazdırmaktadır? Bu anketi kim yapacaktır? Çinliler ve Japonlar, alfabe değiştirmedikleri (alfabeleri gerçekten çok zor ve çok fazla harfli olduğu) halde, niye Türkiye’den daha geri değiller? Türkiye, alfabesini değiştirdiği halde, niye yeterli kalkınma yapıp ilerleyemedi? Halkın kültür seviyesinde niye ciddi gelişmeler olmadı; geçim ve seçimden başka bir şey konuşmayan ve anlamayan duruma düştü? 
  
Kullandığımız Latin alfabesi, Türkçe kelimeleri doğru olarak, eksiksiz biçimde karşılayamamakta ve iddia edildiğinin aksine eski harflerden daha kolay belletilememektedir. Bunlardan daha acısı, Kur’an, bu harflerle okunamamakta ve yazılamakta, dilimize Arapça ve Farsça’dan girmiş binlerce kelime yanlış yazılmakta, yanlış okunmakta, dilimiz de küçük düşürülmektedir.
  
Kur’an yazısında, dolayısıyla 900 senedir kütüphanelerimizi dolduran eserlerde bulunan harfler, tam olarak Türkçeye yeni harflerle aynen yazılıp aktarılamamaktadır. Çünkü eski alfabemizde bulunan nice harfin tam karşılığı yeni alfabede bulunamamaktadır: Se, ha, hı, zel, dat, ayın, kaf, lâm, vav; eski alfabemizdeki bu harfler, yeni yazıda tam karşılıkları olmayan harflerdir. Ayrıca birçok eski harfin karşılığı tam olarak tesbit edilememekte, eski alfabedeki birkaç harf, aralırnad okunuş farkları olduğu halde, yeni alfabede tek harfle gösterilmekte, telaffuz ve anlam karışıklığına götürmektedir. Örnek verecek olursak:
  
Elif ve ayın harfleri a harfiyle karşılanmakta, sesler birbiriyle karışmaktadır.
  
Te ve tı harfleri, t harfiyle harfiyle karşılanmakta, sesler birbiriyle karışmaktadır.
  
Se, sin ve sat harfleri, s harfiyle karşılanmakta, sesler birbiriyle karışmaktadır.
  
Ha, hı ve he harfleri, h harfiyle karşılanmakta, sesler birbiriyle karışmaktadır.
  
Dal ve dat harfleri, d harfiyle karşılanmakta, sesler birbiriyle karışmaktadır.
  
Zel, ze, zı ve dat harfleri, z harfiyle karşılanmakta, sesler birbiriyle karışmaktadır.
  
Kaf ve kef harfleri, k harfiyle karşılanmakta, sesler birbiriyle karışmaktadır.
  
Ayrıca, eski alfabede kef harfinin dikey çizgisine sağa doğru iki tane eğik çizgi eklenerek veya kef harfinin içine üç nokta konularak gösterilen nazal n (yani genizden gelen n sesi hiçbir harfle artık yazılamamakta, vav sesinin kalın ve yuvarlaklığı “v” sesiyle verilememekte, he harfinin göbekten geliyormuşçasına değişik fonetik özelliği “h” harfiyle tümden kaybolmakta, ha, hı ve ayın harflerinin boğazdan çıkan değişik telaffuzları yeni alfabe sâyesinde tarihe karışmaktadır. Yine, uzatma işaretlerinin aynı zamanda inceltme işareti olarak da kabul edilmesiyle, önceki harfin uzun mu, yoksa ince mi okunacağının karıştığı ve bilgisayarlardaki zorluk da eklenerek artık bu işaretin tümden kaldırılması, Arapça ve Farsça’dan dilimize girmiş yüzlerce kelimenin hecelerinin uzun okunamayışı ile telaffuzun ve şivenin bozulması gibi problemler eklenebilir. Türkçe’deki ince ve kalın “e”leri de bu alfabe ile ayırt etmek mümkün olmamaktadır.
  
Kur’an, Latin alfabesiyle doğru bir şekilde yazılıp okunamadığı gibi, Kur’an terimleri, dinî tabir ve kavramlar da doğru bir şekilde okunmak, kökü bilinmez, anlaşılmaz hale gelip kolayca unutulması veya anlamlarının yozlaştırılması sağlanıyordu. Eski yazı denildiği halde, Kitab’ımızın yazısı olduğu için eskimeyen ve eskimeyecek olan bu yazımız, sağdan sola doğru yazıldığından, gözün yapısına uygunluk arzediyor, gözü bozmuyordu. Onun için, eski Türklerde ve hâlâ İslâmî alfabeyi kullanan kavimlerde gözlük takana (veya lens kullanmak zorunda kalana) fazla rastlanmaktadır. Ayrıca, şimdiki harflerin şekillerinin sert ve donukluğuna, bu harflerle sanat ve üstün beceri gösterilememesine karşılık; Kur’an harflerinin güzel yazılması, hârikulâde tablolar ve sanat eserleri meydana getiriyor, hattatların ve kâtiplerin kabiliyeti güzel bir estetik oluşturuyor, okuyanları ve hatta sadece harflere bakanları tabii zevke gark ediyor ve sanat gösterisine dönüşüyordu. 
  
Var mısınız, günlük işlerimizde kendi yazımızı kullanalım, en azından kendi aramızda hilâl/kamerî takvimini kullanalım, kendi medeniyetimize uygun kıyafetleri kuşanalım! Gücümüz yettiğince ve kendi çapımızca devrimleri devirelim…
  
 
  
  

       ** ** ** ** ** ** ** ** ** ** ** ** ** ** ** ** ** **
         MEHAZLAR :
    **
   ** Kavram Tefsiri -
Ahmed Kalkan
   **

  
 **

TelePhone & WhatsApp :

*****

E-Mail :

altuntopnet@gmail.com

Adress :

BUCA / İZMİR