RÜYALAR GERÇEK OLUR MU?
**
“Rüyalar gerçek olsa” deriz bazen. Kimi zaman da,
gördüğümüz kâbus dolu rüyadan nefes nefese uyanınca,
“Allahım neyse ki bu bir kâbusmuş” diye şükrederiz. Sahi her
gördüğümüz rüya gerçekten karşımıza çıksaydı kim bilir halimiz
nice olurdu? Çok şükür ki, rüyalarla gerçek hayat arasında hiç
ama hiçbir benzerlik yok. Zaten o yüzden, atalarımız “Rüyaya
itibar edilmez” demişler. Yani rüyaya bakarak gerçek hayata yön
verilmez. Önceki nesil, gördükleri iyi rüyaları hayra yorar, şer
gibi görünen rüyaların da hiç üzerinde durmadan unutmaya
çalışırlarmış. Hatta kimseye rüyalarını anlatıp da korkularına
yorum istemezlermiş. Rüya tabiri denilen bir ilim de varmış
tabii ki, ama o ilme sahip alim şimdi nerde? Bakmayın bugün
rüyalara yorum yapanlara. Çoğu hem iyi hem kötüye aynı anda
yorum yapıyor. Çık işin içinden. Şimdiki yorumlar, “Kimin işine
nasıl geliyorsa öyle düşünsün” der gibi. Kim bilir kimi de öyle
yolunu buluyor. Böyle bir giriş yaptıktan sonra, bugün H. G.
Öğretmen’in hatırasını paylaşıyoruz...
“Ölüm canlılar için
kaçınılmazdır. Kurtuluşu da çaresi de olmayan bir gerçektir. Bir
gece gördüğüm kâbus dolu rüyadan sonra nefes nefese uyanmıştım.
Kan ter içinde kalmıştım. “Şükür ki, bu bir rüyaymış” dedim.
Rüyamda, kırmızı renkli bir otomobil bana çarpmış ve ben olay
yerinde, oracıkta ölüvermiştim. Rüyada ölüm görmek ömrün
uzayacağına alamettir derler ya neyse... O zamanlar lise
yıllarındaydım. Sabaha karşı gördüğüm rüyadan sonra uyuyabilmem
mümkün değildi. Kalktım, üzerimi giyindim. Ölüme hazır olmak
düşüncesiyle tertemiz olmaya özen gösteriyordum. Gördüğüm
rüyanın tesiriyle, evden çıkarken anneme sıkıca sarıldım: -Anne
hakkini helal et bana. -Ne o kız? Bugün sende bir değişiklik
var. -Sen helal et anne... Ne olur ne olmaz. Annem şaşkındı.
Çünkü o da biliyordu ki, kızı çok neşeli çok delişmen biri. Beni
böyle üzgün görmek annemi de üzmüştü. Kendisiyle sarılıp
vedalaşırken o neler olup bittiğini anlamaya çalışıyordu. Okula
giderken, müthiş bir yağmur yağıyordu. Yağmur damlaları minik
çukurlarda göletler meydana getiriyordu. Öyle duygusallaşmıştım
ki, yağmur sularından dahi yorumlar çıkartıyor, minik göletlerin
üzerinden sekerken, kendi cenazemin sularının işitildiğini görür
gibi oluyordum. Hayatta insanın ölümü beklemesi kadar acı bir
şey olmasa gerek. Okulda, gördüğüm rüyayı en yakın bir iki
arkadaşıma anlatmıştım. Benim, ölümü beklediğimi fark edince,
hepsi önce bir kahkaha atmış ardından da: -Aman sen de...
Düşündüğün şeye bak, demişlerdi. Tabii ki kimse o rüyayı
önemsemiyordu. Ama ben yine de eşyalarımın içine, açık bir not
yazıp bırakmıştım. Düşüncem şuydu. Ne olur ne olmazdı. Ölürsem
bunu bilmelerini istiyordum. O sabah, ilk dersten itibaren
hiçbir konuyu anlayamamıştım. Öğretmenlerin konuşmaları, tahtaya
kalkanlar, havaya kaldırılan parmaklar, bir rüya gibi geliyordu.
Benim için tek gerçek vardı. O da ölümü beklemek. Öğle
paydosunda yemeğe çıkmıştım. Aklımda türlü türlü, karmaşık
düşüncelerle karşıdan karşıya geçecektim. Sağıma soluma baktım.
Yol bomboştu. Bir iki adım yürüdüm. Tam o anda, acı bir fren
sesiyle titredim. Yüreğim ağzıma geldi birden. Sol tarafımdan
gelen kırmızı renkli bir otomobil, fren yaparak hızını kesmeyi
son anda başarmış, hatta bana hafifçe çarparak durabilmişti.
Şoför bey arabadan inip yanıma gelmiş, yari baygın haldeki beni
uyarıp ayağa kaldırmıştı: -Az daha ölecektin. Biraz dikkat
etsene! Ben, canımın yandığından değil, dün geceden bu yana
yaşadıklarımdan dolayı kendimi tutamamış, ağlamaya başlamıştım.
İşte rüyam gerçek olmuştu. Aynı araba ve aynı olaylar
gerçekleşmişti. Tek farkla ki ben ölmemiştim. O gün bugündür
acısıyla tatlısıyla hayati yaşamaya devam ediyorum. Ama
biliyorum ki ölüm kaçınılmaz bir son. O rüyadan bana kalan tek
ders, ölüme her zaman hazırlıklı olmak gerektiği. Allah hepimize
hayırlı ömürler nasip etsin...
****
****
*** *** ***
** ** **