Bir yazarı yazamaz yapan şey bilincinin sürekli kontrolleri değil mi? Yazacaklarında yanlış ve basit olma kaygısı, duygularını fütursuzca ifşâ etme korkusu kendini açığa vuracakmış gibi hissedip saklanmasına yol açınca içinde gömülü hazinesi de çoğu zaman yitip gider.
Cesur olmak bu yüzden yazar için elzemdir. Tüm kararlılığıyla, kaygılarından sıyrılmış bir halde kendini unutabildiğinde bilinçdışının devreye girdiğini görecek ve kulağına fısıldanan ya da kalemini oynatan ilhamlarla birlikte kelimeler hizaya girecektir.
Çoğu zaman ilk kıvılcımın kaynağı, kalbine yansıyabilecek kadar ona değer veren bir dostunun sözleridir. Bazen de kelimelerini tetikleyen şey içini yakıp kavuran dermansız bir sancıdır. Bunun yanında söz düellosunu da unutmayalım. Çünkü ilham için gerekli olan metafizik gerilim mücadele duygusunun tırmanmasıyla da hızlı bir şekilde açığa çıkabilir.
İnsan denen muamma, muhteviyâtında barındırdığı birçok kabiliyetten habersiz, kendini açma teşebbüsünden berî durduğu sürece hazinesi gizli kalacak, Dünyaya geliş nedeni olan kabiliyetlerini gereği gibi değerlendirmeyi öğrenemeden kendini ziyan edecektir. Bizi bizden daha iyi tanıyan yâr ve yardımcımız olan Cenab-ı Erhamürrahimiyn, kabiliyetlerimizin inkişâf etmesi noktasında bizlere yeteri kadar yol gösterdiği halde kılavuzlarımıza meylimiz olmayınca dünya hikâyemizden yeterince yeşeremeyen cılız bir filiz gibi kopup ömrümüzün hülâsası olacak mahsulümüzü toplayamadan ebedi âleme göçer gideriz.
Kendini açmak, kendini aşmak bu kadar da zor olmasa gerek! İçimizdeki madende var olan cevherleri işletmeye çalışacağız sadece… İyi bir yönetici olmayı becerebilmek kendinde var olan tüm sistemleri tanımakla başlar. Maddi sistemler tıkır tıkır işlerken manevi sitemlerimizi işleten enerjiyi tanıyamıyorsak bir yanımız hep eksik kalacak demektir. Hayatımızın her alanında sadece aklımız bize rehber olmuyordu oysa...
Biz, insan denen muamma! Hissiyatımız ve bilinçdışımızla sürekli yayın alan ve yayın yapan yanımızı ne zaman tam keşfedeceğiz? "Beni bende demen, ben de değilim; Bir ben vardır bende, benden içeru" diyen Yunus Emre, kalbinden neş'et eden ilham fısıltılarını duymamış olsaydı bugün dahi gönüllerde taht kuran ilim ve irfân kaynağı bir zat-ı muhterem olarak yaşatılır mıydı? Kalbinin derinliklerinden gelen kabiliyetlerinin farkında olabildikçe insan, zaman ötesinde yaşayacak olanlara dahi yayın gönderebiliyor demek ki!
Öyle bir ben taşıyoruz ki içimizde “Oku” emrinin baş muhatabı… Gezip gördüğümüz, arayıp bulduğumuz, okuyup öğrendiğimiz, yaşayıp bildiğimiz ve farkına varmadan hafızamıza aldığımız bize dair her ne varsa o fıtri olarak hepsini okudu ve kaydetti. “Oku” emri belki de asıl bizim onu okumamıza işarettir. Kendimizi okuduğumuzda Allah’ı bilmeye yarayan letâiflerimiz de işletilmeye başlayacak ve özümüzde var olan cevher ışıldayarak açığa çıkacaktır.
İç dünyamıza yapacağımız yolculuk gaybî hüviyetimizi arayıp bulmaktır aslında. Ben’in içindeki Ben’de saklı hafızamızı yeniden kazanmadan ve Ahse-i Takvim olarak yaratılmış Kâinat Halifesi’ni keşfetmek serüvenine çıkmadan manevi hakikatimiz hakkında kör kalmaya devam edeceğiz. Metafizik âlemdeki varlığımızı okuma kabiliyetinden yoksun kalarak ölüp gideceğiz.
İşte bu ziyanda olmamıza sebep olan akışa dur demek istiyorsak içimizdeki gayb âlemine doğru yolculuk yapmalı, kılavuzlarımız eşliğinde edindiğimiz bilgi ve tecrübeleri hissiyatla yoğurup, kalbî ateşte pişirmeli, oluşan metafizik gerilimle öz benliğimizi keşfetmeliyiz. Bu karşılaşmanın neticesi olarak gönül aynamızda sırlanıp ışıldayan irfân, dış âlemimizde de inkişâf etmek için kelimeler hazinesinden yardım alır. Kelimelerimiz metafizik âlemimizle aramızdaki en güçlü bağdır o yüzden. İç dünyamızın fısıltılarına aracılık edip onları görünür ve duyulur kılarken biz de kalbimizden dünyaya açılan çıkış kapılarında yayına başlarız.
Bir yazarı gerçekten yazar yapan şey belki de, kelimeleri cümlelerine sevk ettiği sırada yöneticisi konumunda olduğu maddi manevi tüm kaynaklarının farkında olmak, bilinçdışından akıp gelen ilhâmâtı maksada doğru kanalize edebilmek ve metafizik âlemle bağını sıkılaştırarak o gerilimden doğan enerjiyi her daim canlı tutmaya devam etmektir.
Makale Yazarı : Özlem ARSLAN