TÜRKÇE EZAN MESELESİ - İSLAM ve BİLİM

TÜRKÇE EZAN MESELESİ = TEVHİD PAROLASININ TERCÜME EDİLEMEZLİĞİ

  
   ** Türkçe Ezan Meselesi: Lafız, Şeâir ve Tevhid Dilinin Korunması

   Türkiye’de ezanın Türkçe okunması meselesi, Cumhuriyet’in erken döneminde dinî hayatın dili üzerine yürütülen müdahalelerin en görünür örneklerinden biridir. 1932 yılında başlayan Türkçe ezan uygulaması, 1950 yılında Arapça ezanın yeniden serbest bırakılmasına kadar devam etmiş ve toplum hafızasında derin izler bırakmıştır. Bu süreçte ezanın asıl lafzı yerine “Tanrı uludur” ifadesiyle başlayan Türkçe metin okutulmuş; böylece sadece bir tercüme denemesi değil, İslâm’ın en canlı şeâirlerinden biri olan ezanın lafzî ve sesli formu değiştirilmiştir.

   Ezan meselesi yalnızca “halk anlasın” gerekçesiyle açıklanabilecek basit bir dil meselesi değildir. Çünkü Ezan, sıradan bir metin değil; İslâm’ın şeâirindendir. Şeâir, dinin görünür ve yaşanır alametleridir. Ezan da vakti ilan eden, şehri namaza çağıran, mümin kalbini ibadete uyandıran ve ümmet hafızasını aynı lafız etrafında toplayan bir çağrıdır. Bu yüzden ezanın tercümesi, yalnız kelime karşılığı üretmek anlamına gelmez; lafzın, sesin, hafızanın ve ibadet düzeninin değiştirilmesi anlamına gelir.

   Ezanın ilk cümlesi Allahu Ekber’dir. Bu ifade bir bilgi cümlesi gibi anlaşılmamalıdır. Allahu Ekber, tekbirdir. Tekbir, Allah’ın azametini ilan eden lafzî ve sesli formdur. Allah’ın her şeyden büyük olduğunu söylemekle birlikte, O’nun bütün ölçülerden, mukayeselerden, tasavvurlardan ve zihinsel sınırlardan aşkın olduğunu bildirir. Bu sebeple Allahu Ekber ifadesini “Tanrı uludur” şeklinde karşılamak, lafzın taşıdığı anlam ve şuur genişliğini daraltır.

   Burada özellikle Allah lafzı üzerinde durmak gerekir. Allah, İslâmî tevhidin merkezinde duran özel isimdir. Kur’ânî hitabın, ibadetin, duanın ve zikrin merkez lafzıdır. Tanrı ise Türkçede daha genel bir ilah kavramıdır; farklı inanç sistemlerinde farklı karşılıklar taşıyabilir. Bu nedenle Allah lafzını Tanrı ile değiştirmek basit bir kelime değişimi değildir. Özel isimden genel kavrama geçmek, tevhid dilinin merkezini zayıflatır.

   Aynı durum tekbir için de geçerlidir. Ekber kelimesi yalnızca “ulu” veya “büyük” anlamına indirgenemez. Tekbir, Allah’ın büyüklüğünü insan ölçüsüne göre tarif etmek değil; insan ölçüsünün Allah hakkında yeterli olamayacağını ilan etmektir. Allahu Ekber diyen mümin, Allah’ı herhangi bir varlıkla kıyaslayarak büyütmez; bilakis Allah’ın her türlü kıyasın üstünde olduğunu ikrar eder. Bu yönüyle tekbir, tevhidin azamet dilidir.

   Ezanın yapısı da bu hakikati destekler. Ezan tekbirle açılır; ardından tevhid şehadeti gelir: Eşhedü en lâ ilâhe illallah Bu cümle, bütün sahte ilahlık iddialarını nefyedip ulûhiyeti yalnız Allah’a tahsis eder. Sonra risalet şehadeti gelir: Eşhedü enne Muhammeden Resûlullah. Böylece ezan yalnız Allah inancını değil, vahyin elçilik düzenini de ilan eder. Ardından Hayye ale’s-salâh ve Hayye ale’l-felâh çağrısıyla mümin namaza ve felâha davet edilir. En sonunda Lâ ilâhe illallah ile tevhid mühürü vurulur.

   Bu sıralama basit bir bilgi dizilişi değildir. Ezan, tekbirle açılan, şehadetle merkezlenen, davetle mümini harekete geçiren ve tevhidle mühürlenen bir şeâir mimarisidir. Tercüme bu mimariyi açıklayabilir; fakat onun yerine geçemez. Çünkü ezanın lafzı, anlamıyla birlikte ibadet hafızası taşır. Müminin kulağı bu lafzı tanır; kalbi bu çağrıyla toparlanır; şehir bu sesle vakte uyanır.

   Bu noktada şu ayrımı yapmak gerekir: Ezanın anlamı elbette açıklanabilir. Müslümanlar çocuklarına, gençlerine ve Arapça bilmeyenlere ezanın manasını öğretmelidir. Allahu Ekber’in, Eşhedü en lâ ilâhe illallah’ın, Hayye ale’s-salâh’ın ne anlama geldiği anlatılmalıdır. Fakat açıklama başka, aslın yerine tercümeyi geçirmek başkadır. Açıklama anlamı öğretir; ezan ise şeâir olarak çağırır.

   Bu sebeple Türkçe Ezan tartışmasının en temel hatası, tercümeyi açıklama sınırında bırakmayıp aslın yerine ikame etmesidir. Oysa ibadet dilinde bazı lafızlar yalnız anlamlarıyla değil, bizzat lafız oluşlarıyla da korunur. Allahu Ekber sadece “Allah büyüktür” bilgisini taşımaz; asırlardır aynı lafızla tekrar edilen tekbir şuurunu, namaz düzenini, ümmet hafızasını ve tevhid çağrısını taşır.

   Ezanı Türkçeye çevirmek, ezanın manasını öğretmek değildir. Ezanın manasını öğretmek, aslî lafzı koruyarak onu açıklamakla olur. Tercümeyi ezanın yerine koymak ise şeâirin sesini değiştirmektir. Bu değişim, yalnız dilde değil, hafızada ve ibadet şuurunda da kırılma meydana getirir.

   Burada temel ilke şudur: Bazı lafızlar tercüme edildiğinde anlam bakımından yaklaşılabilir hâle gelir; fakat temsil edilemez. Kur’ân meali Kur’ân’ın yerine geçmediği gibi, Ezanın tercümesi de Ezanın yerine geçemez. Meal açıklama kapısıdır; asıl değildir. Tercüme zaruret olabilir; fakat temsil iddiası olamaz.

   Ezan, yalnız anlamı bildirilen bir metin değil; tekbir, şehadet ve davetin şehir semasında yükselen şeâir formudur. Allahu Ekber lafzı, Allah’ın azametini ilan eden tekbir olarak ezanın kapısını açar. Lâ ilâhe illallah ise bu çağrıyı tevhid mührüyle tamamlar. Bu iki lafız arasında ezan, mümini namaza, felâha ve ümmetin ortak ibadet hafızasına çağırır.

   Bu yüzden ezanın asıl lafzının korunması, sadece geleneksel bir tercih değil; tevhid dilinin, tekbir şuurunun ve İslâm şeâirinin korunmasıdır. Türkçe açıklama öğrenmeye hizmet edebilir; fakat Türkçe ezan, ezanın yerine geçemez. Çünkü ezan tercüme edilecek bir metinden önce, korunacak bir şeâirdir.

  

   ** Mühür Cümle

   Ezan, yalnız anlamı bildirilen bir metin değil; tekbir, şehadet ve davetin şehir semasında yükselen şeâir formudur. Tercümesi anlamı açıklayabilir; fakat ezanın şeâir kimliğini, ses mimarisini ve ümmet hafızasını temsil edemez.

   ** ** ** **

      * * Bu Makale; Özlem ARSLAN Tarafından Hazırlanmıştır.
  
   * Yazarımızın Diğer Makaleleri :

*** *** ***

*** *** ***

*** ALTUNTOP.NET -- Özbağlı Abdülhakim ALTUNTOP

** ÖNEMLİ KONULAR

TelePhone & WhatsApp :

+905353901972

Adress :

BUCA / İZMİR