"ALLAH" NE DEMEKTİR?
* "Allah" lafzı Yüce Rabbimizin, zat ismi yani özel ismidir. Başka hiçbir varlığı izafeten "Allah" ismi kullanılamaz. O'nun bütün sıfatları "Allah" isminde toplanır ve bu isim onların hepsini ifade eder. Allah lafzı özel isim olduğu için hiçbir dilde karşılığı yoktur, olduğu gibi kullanılmalıdır, Yer yer "Allah" isminin karşılığı olarak kullanılan Türkçe'deki "tanrı", Farça'daki "huda", İngilizce'deki "god" ancak "ilah"ın karşılığı olabilir ve daha çok bu anlamda kullanılmaktadırlar. Aksi taktirde kelime-i tevhid, "tanrıdan başka tanrı yoktur" şeklinde çevrilmek durumunda kalınır. Kur'an bize bu en yüce ve en büyük zatı, eksiksiz sıfatları ve güzel isimleriyle tanıtacak, bizim ve bütün kâinatın ona olan ilgi ve alâkamızı bildirecektir. ( HAKSÖZ Dergisi - Nüzul Sürecinde Kavramlar - 3 - Oktay ALTIN )
* “Lafza-i celâl” denilen Allah kelimesi, Cenâb-ı Hakk’ın zat, sıfat ve fiillerini hep birlikte ifade eder. Bütün kemal sıfatları bu kelimede toplanmıştır. Dilcilerin kuvvetli görüşüne göre, bu kelime Arapça olup, herhangi bir kelimeden türemiş değildir. Yalnız Cenâb-ı Hakk’a ait özel isimdir. İkil veya çoğulu yoktur. Bir dilde, cinsleri olan varlıkların isimleri çoğul yapılabilir. Ancak çeşitli dillerde Allah Teâlâ’nın değişik isimleri olabilir. Türkçe’de Tanrı; Farsça’da Hudâ ve Yezdân; İngilizce’de God; Fransızca’da Dieu gibi isimler her ne kadar Allah isminin yerine geçmezse de ilâh, rab, ma’bud, mevlâ gibi âyet ve hadislerde geçen Allah’ın diğer isimlerinin yerine kullanılabilir. Arapça’da ilâhın çoğuluna “âlihe”; rabbın çoğuluna “erbâb”; Farsça’da Hudâ’nın çoğuluna “Hudâyân” denildiği gibi, Türkçe’de de “ilâhlar, rabler, ma’budlar ve tanrılar” şeklinde çoğul yapılır. Bu yüzden de tanrı kelimesi, tam olarak Allah kelimesinin yerini tutmaz.
* Buna göre, İslâm’ın temel ilkesi olan, “Lâ ilâhe illâllah (Allah’tan başka ilâh yoktur)”, tevhid kelimesi, tercüme edildiği zaman “(İlâhtan başka ilâh yoktur)” şeklini alır ki, Allah kelimesi “ilâh” kelimesiyle tercüme edilmiş bulunur. Bu da yanlış bir tercüme olur. Çünkü ilâh cins isim, Allah ise özel isimdir. “Tanrıdan başka Tanrı yoktur” tercümesinde de aynı yapıyı görmek mümkündür. Ancak bu durum, yüce yaratıcı kastedilerek başka isimlerin kullanılamayacağı anlamına gelmez. Cenâb-ı Hakk’ın doksan dokuz isminin bulunması ve Kur’an-ı Kerim’de en güzel isimlerin O’na ait olduğunun bildirilmesi, [ BKZ. A’râf, 7/180 ; İsrâ, 17/110 ; Tâhâ, 20/8 ; Haşr, 59/24 ] bu isimlerden arzu edilenle veya istenilecek konuya uygun olarak seçilecek bir isimle dua etmenin caiz olduğunu gösterir. Bu isimlerin başka dile tercümesi mümkündür. Bunlardan her biri Cenâb-ı Hakk’ın sıfatlarıyla yakından ilgili ve genel olarak onlardan alınan isimlerdir ( Elmalılı M. Hamdi YAZIR ).
**
** ** ** **
** "Allah'tan başka ilah yoktur" (Lâ ilâhe illallah) ifadesi, İslam'ın temel tevhid inancını yansıtan ve Kur'an-ı Kerim'de birçok ayette vurgulanan en merkezi ifadedir. Özellikle Bakara Suresi 163, Bakara Suresi 255 (Ayetel Kürsi) ve Muhammed Suresi 19 gibi ayetlerde, O'ndan başka tapılmaya layık hiçbir varlık olmadığı, O'nun tek, diri ve Rahman olduğu açıkça belirtilir.
** Konuyla İlgili Önemli Ayet Mealleri:
"Mabudunuz tek ilâh olan Allah'tır; O'ndan başka ilâh yoktur; O rahmândır, rahîmdir." ( Bakara Suresi , 163. Ayet ).
"Allah, O'ndan başka tanrı yoktur; diridir, her şeyin varlığı O'na bağlı ve dayalıdır..." ( Bakara Suresi 255. Ayet (Ayetel Kürsi): ).
"Bil ki, Allah'tan başka ilah yoktur." ( Muhammed Suresi ,19 Ayet ).
"Allah kendisinden başka hiçbir ilah bulunmayandır." ( Âl-i İmrân Suresi , 2. Ayet ).
"Eğer yerde ve gökte Allah'tan başka ilâhlar olsaydı, kesinlikle ikisinin de düzeni bozulurdu.
Demek ki, Arş'ın Rabbi Allah, onların nitelemelerinden çok yüce ve münezzehtir." ( Enbiyâ Suresi 22. Ayet ).
**
**
** İSLÂM’DA İLÂH İNANCI
* İslâm; işte bu sığınılacak tek limanı ilâh kavramını algıladığımız zaman bulabileceğimizi bizlere öğretmiştir. İslâm; tek ilâh olarak Allah’ı kabul ettiğimiz andan itibaren başka ilâhların varlığını reddederek algımızı inşa etmemizi istemiş ve bunu tevhide iman olarak nitelendirmiştir.
* İslâm anlayışına göre tek ilâhın varlığını kabul etmek; başka ilahlık taslayanları elimizin tersiyle iterek, hayatımıza karıştırtmamayı ama diğer taraftan da tek ilâh olan Allah’a teslim ettiğimiz bir hayatı, onun kitabı ve elçisi vasıtasıyla edindiğimiz bilgiler ve görgüler çerçevesinde uygulamamızı istemektedir.
* İlâh kelimesi, Türkçede tanrı kelimesiyle en yakın anlamıyla çevrilebilecek bir kelimedir. Tanrıyı tek başına Allah özel ismi yerine kullanmak bu anlamda çok doğru değildir. Tanrı=ilâh ise Allah’tan başka tanrı olmamasını anlamak mümkün iken, Tanrıdan başka tanrı yok gibi bir anlam vermek asla doğru bir anlamlandırma olmayacaktır. Rabbimizin sözü bu anlamda çok açıktır. Şöyle buyurur Rabbimiz;
* “Yani, Allah'la beraber tutup başka bir tanrıya yalvarmaya kalkma! (Çünkü) ondan başka tanrı yok; (çünkü) onun (ebedî) zatından başka her şey, herkes, yok olmaya mahkûmdur; hüküm bütünüyle onun elindedir ve sonunda ona döndürüleceksiniz ” (Kasas 28/88)
* İlâh, kendisini kabul eden insanlara ve diğer yaratılmış tüm varlıklara hükmeden, onlar üzerinde tek belirleyici, tek otorite sahibi, kendisinden başka benzeri olmayan Allah’tan başkası değildir.
* Yaratılmış insanın, yaratıldığını kavramasıyla başlayan yaratıcıyı arama süreci, onu zaman içinde başka etkenlerin altında kalacağı bir hayatı yaşamaya doğru götürürken; Rabbimizin gönderdiği kitap ve elçiler vasıtasıyla, iman edenlerin üzerinde öncelikle hükmetmeye ve sonrasında da diğer varlıklar üzerinde ki gücünü, hâkimiyetini ve otoritesini de kurduğu sistemin işleyişiyle bizlere ispatlamaktadır:
* “0, gökleri ve yeri (deruni bir) hakikate göre yaratmıştır. 0 gecenin gündüze sızıp onu örtmesini ve gündüzün de geceye sızıp örtmesini sağlar; o, Güneşi ve Ay'ı (kendi kanunlarına) tâbi tutmuştur, her biri (onun tarafından) belirlenen bir süre içinde akıp gitmektedir. 0, güçlü ve bağışlayıcı değil midir?”
* “O, sizi, (hepinizi) bir tek candan yaratmıştır ve ondan da eşini var etmiştir ve size dişi-erkek evcil hayvanlardan dört tür bağışlamıştır. 0, sizi annelerinizin rahimlerinde, üç katman karanlığın içinde, peş peşe yaratılış safhalarından geçirerek yaratmaktadır. İşte Rabbiniz Allah budur: hükümranlık onundur; ondan başka ilah yoktur: Buna rağmen hakikati nasıl göz ardı edersiniz.” (Zümer 39/5-6)
* İlâhların çoğaltılmaya çalışıldığı dünyada, iman edenlerin farkında olmadıkları süreçlerin içine sokularak, çok ilahlı hayattan nasiplenmelerini şeytan ve dostlarının kurdukları tezgâhlarla işletmeye kalkışmalarına çokça dikkat etmek gerekmektedir ( Ramazan Tamer BÜYÜKKÜPÇÜ ).
**
** Yüce kitabımız Allah kavramını akıl almaz bir İlâhî sanat içinde bize lütfetmiştir.
* Hiçbir yanılgıya fırsat vermeden gönlümüzdeki bu ışığı bize tanıtmış, o nurun sırrını bir heyecan coşkusuyla bize öğretmiştir. Allah'a imanın ancak tevhidle (birleme) mümkün oluşu İslâmın ve imanın temel kaynağıdır. Bu hikmet bizzat Allah kelimesinin etimolojisinde bile mevcuttur. Bu kelimeyi Kur'an getirmiştir. Ve kalıpsal nitelikleri itibariyle tam bir benzersizlik sırrı taşımaktadır. Öyle ki, Arap etimoloji alimleri Allah kelimesinin mâna ve kapsamını bilememektedirler.
* Çeşitli lisanlarda Allah kelimesine karşılık saydığımız kelimeler aslında “ilâh" kelimesinin karşılığıdır. En yakın tanıdığımız İngilizce'de “God" Fransızcada "Dieu" ve Türkçede 'Tanrı" kelimeleri bunun örnekleridir. Nitekim Allah kelimesini gramer açısından çoğul yapmak imkansız olduğu halde yukarıda bahsettiğimiz kelimeleri kendi lisan gramerleri içinde çoğul olarak kullanmak mümkündür. Mesela 'Tanrılar" ya da Fransızcada “Dieux" şekillerine dönüştürmek mümkündür. Nitekim Arapçada da ilâh kelimesini çoğullaştırmak için "Alihe" demek gerekir. Allah kelimesinin bu benzersiz niteliğini en açık bir şekilde kelime-i tevhidde (Lâilâhe illallah) ve onun tercümesinde fark ederiz. Bilindiği gibi kelime-i tevhidin ifadesi şöyledir: "Hiçbir ilâh yoktur, ancak Allah vardır. Kelime-i tevhidi bir başka dile çevirirken “Allah" kelimesini aynen korumamız gerekir. Aksi takdirde bir zamanlar Türkçe ezan içinde "Tanrıdan başka tanrı yoktur" gibi saçma bir çelişkiye düşeriz. Halbuki doğrusu "Allah'tan başka ilâh yoktur" ya da "Allah'tan başka Tanrı yoktur" şeklinde düşünülebilir.
* Zaten Kelime-i Tevhid, ifadesi itibariyle Allah'ı beyandır. "Lâ ilâhe" de ki negatif kavram tüm ilâh sanılan yanılgılardan kurtulmayı emretmektedir. Ancak Allah vardır. Onun dışında yaratıcılık izafe edilecek hiçbir güç olamaz. Bu kavram daha lisanın başlangıcında, Allah'a yanılmadan iman edebilmenin yürekteki gerçeğini ifade etmektedir. Yüce kitabımızda Allah kavramına getirilen net tanım ise Süre-i İhlâs'ta billurlaşmıştır ( Dr. Haluk NURBAKİ ).
**
** Ziya Gökalp, Türkçülük akımının öncülerinden biri olarak dinin toplumsal hayatta anlaşılması bahanesi ile Kur'an'ın ve ibadetin Türkçe olması gerektiğini savunmuştur. meşhur "Vatan" şiirinde "Bir ülke ki, camiinde Türkçe ezan okunur. Bir ülke ki, mektebinde Türkçe Kur'an okunur" dizeleriyle Türkçü-İslamcı bir sentez içerisinde ibadet dilinin Türkçe olmasını (1918) savunmuştur.
**
** Elmalılı Muhammed Hamdi YAZIR, Türkçe Kur'an tartışmaları üzerine "Hak Dini Kur'an Dili" tefsirinin mukaddimesinde "Türkçe Kur'an mı var, behey şaşkın? Kur'an Arabidir" ifadesini kullanmıştır. Bu söz, Kur'an'ın nazım-mana bütünlüğüyle Arapça olduğunu ve tercümenin Kur'an sayılamayacağını vurgulayan sert bir tepki olarak bilinir.
** Elmalılı Hamdi Efendi, “Türkçe Kur’an mı var behey şaşkın? Kur’an Arabîdir. Zira ‘inna enzelnahü Kur’anen arabiyyen’ mansustur. Düşünmeli ki Kur’anı tefsir etmek üzere Peygamberin irad buyurduğu hadîse bile Kur’an denemez, denirse küfr'olur. Hasılı terceme Kur’andan mütercimin anlıyabildiği kadar bazı şeyleri anlatabilirse de hakkiyle anlatamaz. Anlattığı şeylerde de Kur’an hükm-u kıymetini haiz olamaz.” (Hak Dini Kur'an Dili , C: 1, sh: 015).
Bununla beraber, şunu da unutmamak gerekir ki, “Kur’an anlaşılmaz bir kitap değildir. Hatta "Muhakkak biz, bu Kur’an’ı düşünülüp ibret alınsın diye kolaylaştırdık. Hiç düşünen var mı?" (Kamer suresi, 54:17) buyurulduğu üzere manasını en kolay ve açık bir şekilde anlatan ve zorlamasız, yapmacıksız; su gibi akan, nur gibi parlayan apaçık bir kitaptır. O, kendisini bütün insanlığa duyurmak ve anlatmak için inmiş ve duyurmuştur. Ancak onun manaları tam olarak anlaşılıp bitirilemez. Bir manası meydana çıkınca arkasından bir mana daha, arkasından bir mana daha yüz gösterir. Nurunun açık parlaklığı içinde gizlilik ortaya çıkar. Mümine hitap ederken kâfire bir korkutma fırlatır, kâfiri korkuturken mümine bir müjde nüktesini uzatır. Halka hitap ederken ileri gelenleri düşündürür. Âlime söylerken cahile dinletir. Cahile söylerken âlime dokundurur. Geçmişten bahsederken geleceği gösterir. Bugünü tasvir ederken yarını anlatır. En basit gözlemlerden en yüksek gerçeklere götürür. Müminlere gaybı (geleceği) anlatırken, kâfirleri şimdiki zamandan usandırır. Ve bütün bunları duruma, makama, yere, zamana ve konuya göre en uygun, en güzel kelimelerle anlatır.” ( Hak Dini Kur'an Dili , C: 1, sh: 015 - 016 ).
** “Şimdi insaf ile düşünelim. Bu şerâit altında Kur’ân-ı Kerim'i tercüme ettim veya ederim diyenler yalan söylemiş olmaz da ne olur? Doğrusu Kur’ân-ı Kerim'i cidden anlamak, tetkik etmek isteyenlerin onu usulüyle Arabî yolundan ve tefâsir-i merviyyesinden anlamağa çalışmaları zarurîdir. Kur’ân’ın falan tercümesinde şöyle demiş diyerek ahkâm istinbâtına, mes’ele münâkaşasına kalkışmamalıdır: Bunu, îmanı olanlar yapmaz, kendini bilen ehl-i insaf da yapmaz.
**
**
** MEHAZLAR :
**
** HAKSÖZ Dergisi - Nüzul Sürecinde Kavramlar -3 — Oktay ALTIN
** Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır — Hak Dini Kur'an Dili
** Ramazan Tamer BÜYÜKKÜPÇÜ — İSLAM ve İNSAN
** Ömer Riza Doğrul — Tanrı Buyruğu
** Dr. Haluk NURBAKİ — Bilim Açısından İmanın Altı Şartı
**
**